“İsrail Konsolosluğu’na Saldıran Onur Çelik’in İfadesi: ‘Kafir Polisler, Kafama Sıkın'”
Onur Çelik, İstanbul’daki İsrail Konsolosluğu’na yapılan saldırının iki numaralı ismi olarak dikkatleri üzerine çekti. 7 Nisan’da konsolosluğa girmeye çalışırken polise ateş açan Çelik, vurularak etkisiz hale getirildi. Yere düştüğünde, “Kafir polisler, kafama sıkın” diye bağırarak kendi ölümünü istemesi, dikkat çekici bir detay olarak kaydedildi. Kendisine hakaret ettiği polisler, yaralı saldırganı hastaneye kaldırmakla görevlendirildi.
Olayda, Yunus Emre Sarban hayatını kaybederken, Çelik ve Ahmet İmrak yaralı olarak ele geçirildi. Tedavisi tamamlanan Onur Çelik, 14 Nisan’da İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na ifade verdi. Uyuşturucu bağımlısı olduğu bilinen Çelik, geçmişte zorlu bir çocukluk dönemi geçirmiş. 2001 yılında Kocaeli’de doğmuş, Van nüfusuna kayıtlıdır. Anne ve babası 10 yaşında boşanmış, annesiyle birlikte sığınma evinde yaşamıştır. Eğitim hayatı kesintiye uğramış ve dini bilgisi yoktur. Babası ise cinsel istismar suçundan uzun süredir tutukludur. Çelik, geçmişte uyuşturucu suçlarından sabıkalıdır ve halen bağımlılıkla mücadele etmektedir. Çeşitli işlerde çalıştıktan sonra silah ve tarihi eser kaçakçılığıyla ilgili suçlamalarla karşı karşıya kalmıştır.
İki yıl önce Hizbuttahrir örgütünün Köklü Değişim Dergisi’ne katılan Çelik, bu dergi aracılığıyla gerçekleştirilen bir protestoya katıldı. Gebze ve Yalova’da düzenlenen eylemlerde de yer aldı. İfadesinde IŞİD ile bir bağlantısının olmadığını savunan Çelik, Türkiye’yi “kafir” olarak gördüğünü belirtti ve “DEAŞ, Hizbuttahrir ve El Kaide’yi terör örgütü olarak nitelendirmiyorum” dedi. Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal düzenine karşı olduğunu dile getirdi.
Saldırıyı planladığı Ahmet ve Murat İmrak kardeşlerle, Köklü Değişim Dergisi bürosunda tanıştı. Murat, derneği terketmesinin ardından dini sohbetler düzenliyordu ve Çelik, bu sohbetlerin müdavimlerinden biriydi. Ahmet İmrak aracılığıyla daha önce IŞİD üyesi olan Sarban ile tanıştı. Çelik, İmrak kardeşlerle sıkça bir araya gelerek, İsrail’in Gazze’deki eylemlerini tartıştıklarını aktardı. “İsrail’e ders vermemiz gerektiğini düşünüyorduk” diyen Çelik, bir rüyasında savaşmaya gittiğini gördüğünü ifade etti.
Çelik ve İmrak kardeşlerin eylem planları, 31 Mart’ta gerçekleştirildi. Öncelikle İsrail veya ABD Konsolosluğu’na saldırmayı düşündüler ancak güvenlik önlemlerinin yüksekliği nedeniyle planlarından vazgeçtiler. Daha sonra, kilise ve sinagoglara saldırmayı tartışsalar da bunu da etik bulmadılar ve son olarak İsrail Konsolosluğu’nda karar kıldılar. Çelik, eylem hazırlığını eşine de bildirdi, ancak asıl planını gizli tuttu. Ertesi sabah Gebze’ye döndüklerinde, keşif yapmaya başladılar ve polisin güvenlik önlemlerini gözlemlediler.
Bu olay, genç yaşta zor bir yaşam sürdüren bir bireyin, toplumsal ve dini inançları üzerinden nasıl radikalleştiğini gözler önüne seriyor. Çelik’in hikayesi, toplumsal sorunların ve bireysel travmaların, radikalizmi nasıl tetikleyebileceğine dair önemli bir örnek teşkil ediyor.